Özbekistan Halk Hareketi

İslâm Tıbbının Devlerinden Aidin Salih’in Ardından

İslâm Tıbbının Devlerinden Aidin Salih’in Ardından
10 Kasım 2014 - 21:08 'de eklendi ve 11593 kez görüntülendi.

029 Kasım 2014 günü şu haberi geçti Anadolu Ajansı ve bizim de içimize bir kor düştü:

– “İslâm tıbbı üzerine yaptığı çalışmalarıyla bilinen Özbekistanlı hekim Aidin Salih, hayatını kaybetti.

Yaklaşık 35 yıldır İslâm tıbbı üzerinde çalışmalar yürüten ve 20 yıldır ailesiyle Türkiye`de yaşayan 71 yaşındaki Salih, öğle saatlerinde İstanbul`daki evinde hayata gözlerini yumdu.

2011`de Salih`in öğrencileri tarafından kurulan İstanbul Doğal Sağlık Enstitüsü’nün başkanı ve aynı zamanda Salih`in öğrencisi olan Faruk Günindi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İslâm tıbbının esaslarını günümüz diliyle anlatan Salih`in hem Türkiye`de hem de dünyanın çeşitli ülkelerinden çok sayıda öğrenci ve hastası olduğunu, sağlık, tabiî hayat ve sade hayat konularında 10 binden fazla danışanı bulunduğunu belirtti.

Günindi, Salih`in Ukrayna, Özbekistan, Almanya, Norveç, Suudi Arabistan, İngiltere ve Suriye`de çalışmalar yürüttüğünü ve 5 yılda Türkiye`de birçok yere gittiğini ifade etti.

Salih`in en büyük başarısının, “insanların kalbine dokunabilmiş olması” olduğunu belirten Günindi, kendisinin danışanları ile doğrudan temas halinde olduğunu söyledi. Salih`in televizyon programlarını katılmak yerine konferanslarında insanlarla doğrudan iletişim kurduğunu anlatan Günindi, Salih`in çoğu zaman insanlarla direkt temas kurabilmek için mikrofon bile kullanmadığını bildirdi.

Rusya`da tıp, Özbekistan`da biyoloji eğitimi alan Salih`in, başarılı bir hekimken İslâm dinini seçtiğini bildiren Günindi, Salih`in, İslâm tıbbının kaynaklarına yönelip tüm ömrünü bu kaynakları insanlara ulaştırmaya adadığını söyledi.

Eski Özbek lider Muhammed Salih`in eşi olan Aidin Salih, 2007`de basılan “Gerçek Tıp” adındaki kitabında, günümüz hayat tarzı, sade hayatın önemi ve sağlığı bozan alışkanlıklardan bahsederek bunlara çözüm önerileri getirdi.”

İçimize niçin bir kor düştüğüne gelince; bizzat tanışma ve kendisine danışma fırsatı bulduğumuz; yüzyüze tek bir defa görüşme imkânı bulmuş olsak da, İslâmî hassasiyetine, tasavvufî inceliğine ve tıbbî ehliyetine yakından şâhid olduğumuz muazzam bir şahsiyet olmasıydı bunun sebebi.

Dilerseniz, hikâyesini sizinle de paylaşalım kısaca:

Küçük oğlumuz aylardır iyileşmeyen bir orta kulak iltihabı geçiriyor, kullandığımız antibiyotikler işe yaramıyor, çocukta artık işitme kaybı başlıyordu. Son gittiğimiz “Batı tıbbı” doktoru, kesin tedavi olarak, çocuğun ameliyat edilmesi ve hem bademciğinin hem de geniz etinin alınması, bu arada kulağına da tüp takılması gerektiğini söyleyince, “artık yeter!” dedik ve hemen peşinden, Aidin Salih hanımefendinin, yıllar önce bir dostumuzun küçük çocuğunun geçirdiği çok ağır bir hastalığı “tabiî” ilaç ve usullerle tedavi ettiğini hatırladık.

O zamanlar Üsküdar Altunizade’de olan muayenehânesine gittik ve sekreterinden ailecek randevu aldık. Bu arada, randevu gününe kadar oğlumuz için ne yapabileceğimizi sorduk oradaki yardımcısına. Bize çocuğun kulağına soğan suyu damlatmamız tavsiye edildi. Peki ne oldu dersiniz? Antibiyotiklerin tedavi edemediği işitme kaybı, yalnızca bir gün sonra geçiverdi!..

Derken, randevu günü geldi ve ana baba olarak belli bir hastalığımız bulunmasa bile ailecek kendisine muayene olmaya gittik. Hepimizi muayene etti Aidin Salih hanımefendi ve tümü bitki esaslı, belli bir program dahilinde kullanılacak bir takım ilaçlarla birlikte, hepimize belli bir takvim zarfında tamamlanmak üzere açlık yâni oruç, hacamat ve sülük reçetesi yazdı. Aynı şekilde, kan grubumuza göre bir beslenme programı verdi, bu çerçevede artık “Batı tıbbı” kaynaklı tüm ilaçlarla beraber, kimyevî işlemden geçmiş veya paketlenmiş gıdaların hiçbirini kullanmamamızı tembih etti.

Muayenemiz şöyle gerçekleşti; önce yüzümüze, ağzımızın içine, ellerimizin içine ve dışına, çıplak ayaklarımıza baktı, sonra da tek tek herbirimize bazı sorular sordu, nihâyet herbirimiz için ayrı ayrı tavsiyelerini sıraladı. Daha doğrusu, yardımcısına reçetemizi yazdırdı.

Bu sırada bana söylediği bir şey şu oldu:

– “Karaciğeriniz kirli (ki, bunu ilk kez öğreniyordum ve ilk yapmam gereken iş de bir “karaciğer temizliği” olacaktı)… Uzun yaşayacaksınız… (Yardımcısına dönüp gülümseyerek) İnsanlar niçin o kadar uzun yaşamak ister ki; anlamıyorum…”

Ayrıca, içtiğim sigaraya o kadar takılmayarak, fakat oğlumuzun giydiği çoraptaki “Batı kaynaklı” desene ziyâdesiyle takılarak, şunu sordu:

– “Zihin kontrolü diye bir şeyin varolduğunu hiç duydunuz mu siz?”

Son derece şaşırmıştım. Güya bir süre kendi çapımda zihin kontrolü ve Telegram araştırması yapmış biri olarak, şöyle cevab verdim:

– “Elbette… Hattâ, uzaktan elektromanyetik dalgalarla yapılan bir çeşidi de var.”

Cevabladı:

– “Madem öyle; çocuğunuza niçin üzerinde böyle desenler olan çoraplar giydiriyorsunuz?.. Kitabımın “Zihin Kontrolü” başlıklı bölümünü iyi okuyun!..”

Utanmıştım hâliyle.

Birkaç gün sonra, hayatımın ilk hacamatını yaptırtmak üzere, tavsiye ettiği hacamatçıya gittim. Ancak orada da çok şaşıracaktım. Çünkü kafama hacamat yapmak üzere saçımın belli bir bölgesini tıraş eden hacamatçı, aynen Aidin Salih hanımefendinin teşhisini tekrarlayarak, şöyle diyecekti bana:

– “Karaciğerin çok kirli…”

Hiçbir “modern” tıbbî tahlil yaptırtmadığım hâlde, Aidin Salih hanımefendi ve hacamatçı beyefendi bunu nasıl anlamıştı, hâlâ bilmiyorum.

Sadece bir ay kadar bir süre sonunda, oğlumuz artık iyileşmeye başlamış, Aidin Salih hanımefendinin bilâhare tavsiye ettiği sülük tedavisinin peşinden ise hastalığı tamamen geçmişti. Diğer bir deyişle, ameliyatla bademciğini ve geniz etini aldırtmak, bir de kulağına tüp taktırtmak, demek ki hiç de “mutlaka gerekli” değildi.

Bana gelince; pek bir kilo problemi yaşamadığım hâlde, bir ay zarfında 9-10 kilo vermiş; “Batı tıbbı”nın müdavimleri zayıflamak için kendilerini telef ededursun, yaklaşık bir sene sonraki ramazan bayramına 74 kilodan 50 kiloya düşmüş olarak girmiştim.

Kendisine muayene olduğumuz o günün üzerinden 2.5 sene geçti ve bu süre boyunca hiçbir aile ferdimiz hastahâneye gitmedi, tek bir “Batı tıbbı” kaynaklı ilaç bile kullanmadı; bundan sonra da gitmeyi ve kullanmayı asla düşünmüyoruz. Şahsımız bakımından, bu süreçte, ciddi sayılabilecek iki rahatsızlık geçirdik ve her ikisini de bitki esaslı tabiî ilaçlar, hacamat, sülük ve masaj yoluyla atlatmayı başardık.

Aidin Salih hanımefendi vesilesiyle söylenmesi gereken çok şey, İbda külliyatından yapılması gereken çarpıcı bazı iktibaslar varsa da, şimdilik bu kadarıyla iktifâ edelim ve Allahtan bu büyük “İslâm hekimi” için rahmet dileyelim.

Kendisi, “insanlar niçin o kadar uzun yaşamak ister ki; anlamıyorum” demişti bize. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimizin Allaha sığındığı “ihtiyarlık düşkünlüğü”nü hiç arzulamıyordu besbelli.

“Batıcı hayat tarzı”na lâfta değil bilfiil ve kendi sahasındaki İslâmî alternatifi örnekleştirerek karşı olmuş bu hakiki müslüman, belki de şifâsına vesile olduğu hastalarının bazı hastalıklarını üzerine cezbederek, 71 yaşında ama dev bir İslâmî eser ve ekol bırakarak ayrıldı aramızdan.

Kaldı ki, vefatından bir süre önce, şöyle demişti hacamatçı bir dostumuz Aidin Salih hanımefendinin hastalığı hakkında:

– “Aidin Salih hanımefendi gibi hekimler, başkalarının hastalıklarını da üzerlerine çektikleri için bu kadar hasta olurlar bazen.”

Diğer yandan; onun kurduğu tıb ekolünden, yazdığı eserden ve yaptığı konuşmalardan fikirler ve pasajlar çalarak kitab üstüne kitab yazmalarına, kanal kanal dolaşmalarına rağmen Aidin Salih hanımefendinin adını anmaktan kaçınan şöhretleri görünce, ibretle gülüyoruz.

Seni unutmayacağız ve unutturmayacağız sahici müslüman, sahici hekim; nur içinde yat.

Kaynak: NABIZ HABER (10 Kasım 2014)

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

 BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

( 1 Yorum )

  • Ulviye kaplan ;

    Allah ondan razı olsun hayatımı sorgulamaya başladım sayesinde

    10/01/2018 23:13