Özbekistan Halk Hareketi

ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptirimlarinin uluslararasi hukuk bağlaminda değerlendirilmesi

ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptirimlarinin uluslararasi hukuk bağlaminda değerlendirilmesi
07 Ağustos 2018 - 23:06 'de eklendi ve 300 kez görüntülendi.

ABD’NIN TÜRKIYE’YE YÖNELIK YAPTIRIMLARININ ULUSLARARASI HUKUK BAĞLAMINDA DEĞERLENDIRILMESI

OLIMJON SOBIR

2004 yılında Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te bulunan Dünya Ekonomisi ve Diplomasi Üniversitesi Uluslararası Hukuk Fakültesi’nde lisans eğitimini tamamlayan Olimjon SOBIR, 2009 yılında yüksek lisans derecesini aynı üniversitenin Uluslararası Ticaret Hukuku Bölümü’nde “Dış Ticaretin Devlet Tarafından Düzenlenmesi:

Karşılaştırmalı-Hukuki Analiz” başlıklı teziyle almıştır. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın (YTB) burs programına kabul edilen SOBIR, halihazırda Gazi Üniversitesi Kamu Hukuku Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Uluslararası Hukuk, Uluslararası Ekonomi Hukuku ve Uluslararası Sorumluluk gibi konuların yanı sıra Strateji ve Güvenlik konularında da çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Ana dili Özbekçe olan yazar, iyi derecede Türkçe, İngilizce ve Rusça bilmektedir.

(1)

TAKDİM

Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ilişkilerinde 2018 yılının Ağustos ayının ilk gününde yeni bir kriz meydana gelmiş ve ABD’nin NATO’daki müttefiki olan Türkiye’ye karşı yaptırım uygulaması, ikili ilişkilerin kırılma noktasına geldiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Amerikalı Rahip Pastör Andrew Brunson’ın serbest bırakılmadığı gerekçesiyle Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e yaptırım kararının alınması, çok büyük bir tepkiyle karşılanmıştır.

Üstelik bu gelişmenin ardından ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in yaptırımların sürdürüleceğine ilişkin açıklamada bulunması, ortaya çıkan krizin daha da derinleşeceğine işaret etmektedir.

Son zamanlarda ikili ilişkilerdeki bu tür olayların sayısı giderek artmakta, hatta Türk-Amerikan ilişkilerindeki kriz durumu sistematik bir nitelik kazanmaktadır. Taraflar arasında sürekli yaşanmakta olan krizlerin nedeni, ABD açısından bakıldığında büyük oranda Türk dış politikasında izlenmeye çalışılan dengeye dayalı çok boyutlu arayışlar ve bu bağlamda eksen kayması iddialarının sahadaki pratik yansımasını teşkil eden Ortadoğu politikalarındaki anlaşmazlıklarla ilişkilidir. Türkiye, terörle mücadeleye ve sınır güvenliğine özel bir hassasiyet gösterirken; ABD’nin terör örgütü PYD-YPG/PKK’yı desteklemeye devam etmesi ve 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) darbe girişiminin arkasındaki Fetullah Gülen’in Ankara’ya iade edilmesine dair taleplerin Washington tarafından sürekli reddedilmesi, ikili ilişkileri çıkmaza sokan başlıca faktörler olmuştur.

Ankara’nın Washington’un bu saldırılarına nasıl karşılık vereceği konusu, uzun bir süredir gündemdeki en önemli konular arasında yer almaktadır. Dolayısıyla siyasetçileri hedef alan ABD yaptırımlarının gelecekte nasıl şekilleneceği konusu, bu hamlelere verilecek cevabın niteliğini de belirleyecektir. Bu noktada merak edilen husus; bireysel boyuttaki yaptırımların Mike Pence’in söylediği gibi devlet düzeyindeki ekonomik yaptırımlara dönüşüp dönüşmeyeceğidir. Her halükârda Türkiye’nin olası ekonomik kayıpları önlemek adına yakın gelecekte yaşanacak gelişmelere hazırlıklı olmak için dış ekonomik bağlarını yeniden gözden geçirmesi gerekmektedir. Zira Amerika’nın ilk başta dolaylı şekilde sergilediği düşmanca politikaları, daha sonra söylem düzeyinde vuku bulan yaptırım tehditlerine ve günümüzde de açık bir şekilde gerçekleşen saldırılara dönüşmüştür.

Bu bağlamda kendi iradesini ulusal yasaları aracılığıyla, tüm dünyaya dayatmaya çalışan ABD’nin uzun yıllardır başvurduğu yaptırım politikalarının ve buna ilgili ülkelerin verdiği cevapların uluslararası hukuk açısından incelenmesi büyük önem arz etmektedir. Burada özellikle Rusya boyutu Türkiye açısından daha bir ön plana çıkmaktadır. Zira ABD’li yetkililer iki Türk bakana yönelik yaptırım kararlarını açıklarlarken Rusya modeline başvurduklarını belirtmişlerdir. Dolayısıyla Türkiye’ye karşı yaptırımların hukuki dayanağını oluşturan Küresel Magnitsky Yasası’nı Rusya vatandaşları dışında ilk kez NATO müttefiki olan Türkiye vatandaşlarına yönelik uygulanması bu çalışmanın hareket noktasını oluşturmaktadır. Zira meselenin hassasiyeti nedeniyle isimlerinin gizli kalmasını talep eden bazı ABD’li yetkililer, Türkiye’ye uygulanması düşünülen yaptırımlarda, Rus hükümeti ve Vladimir Putin’e yakın olan yöneticilere uygulanan yaptırım modelinin esas alındığını ifade etmişlerdir. Bu nedenle ABD’nin Rusya’ya karşı uyguladığı yaptırım modelinin neleri içerdiği ve bu yaptırımlara karşılık olarak Rusya’nın nasıl bir yöntem izlediği göz önünde bulundurulmak suretiyle ABD yaptırımlarına Türkiye’nin sahip olduğu doğrudan ve dolaylı imkân ve kabiliyetleri çerçevesinde nasıl bir cevap verebileceğiyle ilgili öneriler bu çalışmada detaylı bir şekilde ele alınmaktadır.

Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmalar Merkezi (ANKASAM) tarafından hazırlanan bu rapor, ABD’nin uzun yıllar boyunca çeşitli gerekçelere dayanarak uygulanmakta olduğu tek taraflı yaptırımları uluslararası hukuk açısından değerlendirmekte ve yaptırımların hukuki dayanaklarını ve uygulama koşullarını detaylı bir şekilde ortaya koymaktadır. Çalışmada, tek taraflı zorlayıcı tedbirlerin uygulanmasına ilişkin hem hukuki hem de kuramsal çerçevedeki önemli hususlar dikkate alınmış ve ABD’nin söz konusu yaptırım politikaları karşısında hangi tedbirlerin alınabileceği hususunda önerilerde bulunulmuştur. ANKASAM’ın hazırlamış olduğu bu değerli çalışma, ABD’nin tek taraflı yaptırımlarına karşı, Türkiye’nin alabileceği tedbirlere ilişkin makul seçenekleri ortaya koymaktadır.

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
ANKASAM Başkanı

 

GİRİŞ

Uluslararası hukukta hükümetler arası kuruluşlar tarafından uygulanan yaptırımların yanı sıra, devletlerin tek taraflı olarak uyguladıkları zorlayıcı önlemlerin de uluslararası düzeni etkileyen araçlar olduğu söylenebilir. Konuyu önemli kılan nedenlerden biri de tek taraflı zorlayıcı önlemlerin özellikle siyasi literatürde hiçbir uluslararası belgede anımlanmayan “yaptırım” kavramı adı altında yaygın olarak kullanılmasıdır.

Uluslararası ilişkilerde birçok devlete karşı uygulanmakta olan zorlayıcı önlemlerin çoğu, uluslararası hukuk ilkeleriyle örtüşmeyen tek taraflı yaptırımlardır. Uluslararası hukukun önemli bir dalı olan “uluslararası sorumluluk hukuku”nun bir parçası oluşturan hükümetler arası kuruluşların, özellikle de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından uygulanan uluslararası yaptırımların, esas amacı uluslararası barışın sağlanması iken; tek taraflı yaptırımlar olarak bilinen ve uluslararası sorumluluğa bağlı olmayan eylemlerin temel dayanağı devletlerin iç hukukudur.

Bu bağlamda ABD örneğinde olduğu gibi, kendi iç hukukunu sınır ötesine dayatan birçok yabancı ülke, gerçek ve tüzel kişilere yönelik tek taraflı yaptırımlar uygulamaktadır. ABD tarafından uygulanmakta olan tek taraflı yaptırımların hukuki niteliği ve dayanaklarını anlamak açısından tek taraflı yaptırımların uluslararası hukuktaki yeri, kavramlara ilişkin kuramsal çerçeve ve ABD’nin diğer ülkelere uygulamakta olduğu yaptırımların karşılaştırmalı analizi oldukça önemlidir. Böylesi bir yaklaşım, 1 Ağustos 2018 tarihinde ABD’nin Türkiye’nin iki bakanına yönelik aldığı yaptırım kararlarının siyasi arka planına ilişkin bazı fikirlerin oluşmasını sağlayacaktır. Buradan yola çıkarak rapor üç bölüme ayrılmıştır.

Birinci bölümde, uluslararası hukukta tek taraflı yaptırımların meşruiyet sorunu üzerinde durulmaktadır. Bu bölüm çerçevesinde uluslararası sorumluluk kapsamında kullanılan karşı önlemler ve sorumluluğa bağlı olmayan tek taraflı yaptırımlar, karşılaştırmalı bir şekilde incelenmektedir. Ayrıca uluslararası hukuk açısından hiçbir temele sahip olmayan tek taraflı yaptırımların geçerli olabileceği koşullar da araştırılmaktadır.

Raporun ikinci bölümünde ise, ABD’nin tek taraflı yaptırım kararlarının hukuki niteliği ve sınır ötesi etkileri incelenmektedir. Bu bölüm kapsamında ABD’nin İran’a, Rusya’ya ve Kuzey Kore’ye karşı uyguladığı tek taraflı yaptırımlardan bazı örneklere de yer verilmiştir.

“ABD’nin Türkiye’ye karşı yaptırım politikası” başlığı altındaki son bölümde de ABD’nin iki Türk bakana karşı uyguladığı yaptırımların hukuki dayanağı ele alınmaktadır. Ardından da ABD’nin Türkiye’ye karşı yaptırım kararının siyasi arka planı incelenmekte ve Ankara’nın yaptırımlara karşı alacağı önlemler ile bunların hukuki sonuçları değerlendirilmektedir.

 

1. ULUSLARARASI HUKUKTA TEK TARAFLI YAPTIRIMLARIN MEŞRUİYET SORUNU

Uluslararası ilişkilerde ülkelerin diğer aktörlere yönelik tek taraflı zorlayıcı tedbirlere başvurması çok sık görülen bir durumdur. Genelde bu kararların çoğu ekonomik nitelikteki önlemleri kapsamaktadır. Bununla birlikte son on yıl içerisinde ekonomik nitelikte olmayan tek taraflı tedbirlerin sayısında da ciddi bir artış gözlemlenmektedir.

Uluslararası hukukta devletlerin “tek taraflı yaptırımları” tartışmalı konulardan biridir. Bu tür önlemler uygulanırken meşruiyet sorunu ortaya çıktığında, sorunun hukuki açıdan temellendirilmesi adına alınan kararın gerekçelerinin detaylı bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Ayrıca konu üzerindeki tartışmaların genellikle söz konusu zorlayıcı önlemlerle ilgili terimlerin kullanımıyla ilgili olduğunun altını çizmek gerekir. Çünkü bu önlemlere yönelik siyaset bilimi literatüründe ve gazetecilikte “yaptırım” terimi kullanılmaya devam ederken, hukuk/uluslararası hukuk bu konuda hassas bir yaklaşım sergilemektedir. Bu konuda merkezi bir otoritenin bulunmaması, uluslararası hukuktaki emredici ilkelerden biri olan devletlerin egemen eşitliği ilkesiyle bağlantılıdır. Bu nedenle, pek çok araştırmada hukuk uzmanları, “yaptırımlar” terimini sadece uluslararası hükümetler arası örgütler tarafından uygulanan zorlayıcı önlemler için kullanmaktadır.

“Yaptırım” terimi, hukuk teorisinde hukuk normunun unsurlardan biri olarak ifade edilmektedir. Hukukun genel teorisine göre, hukuk normu üç unsurdan oluşmaktadır: Bunlar kuralların yerine getirilmesi için gerek şartları ve koşulları oluşturan hipotez; kuralların içeriğini ifade eden eğilim ve bu kurala aykırı davranan kişi için oluşan olumsuz sonucu ifade eden yaptırımdır.

Bu unsurlardan yalnızca “yaptırım”, davranış kurallarını hukuk normuna dönüştürmektedir. Yaptırımın zorlayıcı tedbirler için gerekli bir unsur olması, herhangi bir hukuk normunun öneminin sadece yaptırımla belirleneceği anlamına gelmemelidir. Ayrıca iç hukukta “yaptırım” kurallarına aykırı davranan kişi için oluşan olumsuz sonuçların bir benzeri, uluslararası hukukta “devletlerin uluslararası sorumluluğu” kavramıyla karşımıza çıkmaktadır. Yaptırımlar ise sorumluluğun getirdiği yükümlülüklerin yerine getirilmediğinde uygulanan zorlayıcı önlemlerdir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, uluslararası yaptırımların devletlerin sorumluluğu ile uyum içinde ve ilişkili olmasıdır. Çünkü uluslararası hukuki sorumluluk, hukuka aykırı davranışlardan doğan hasarı giderme yükümlülüğüyle ilgili hukuki sonuçlardır. Uluslararası yaptırımların uygulanması ise bu yükümlülüğü yerine getirmeyen süjeye yönelik tüm olumsuz sonuçları içermektedir. Bir başka deyişle, uluslararası hukuki sorumluluk ve uluslararası yaptırımlar ardı ardına gelen hukuki sonuçlardır. Ancak söz konusu yabancı ülkelerin hükümetleri dahil olmak üzere, gerçek ve tüzel kişilerini hedef alan tek taraflı zorlayıcı önlemler olduğunda, uluslararası hukuktaki “yükümlülük-sorumluluk-yaptırım” formülüne pek uyulmadığı görülmektedir.

Devletlerin konuya ilişkin aldıkları kararları, sadece iç hukuk çerçevesinde alınması, ancak hedefin yabancı bir ülke veya yabancı ülkenin gerçek ve tüzel kişileri olması, ayrıca sınır ötesinde etki ve sonuç doğurması, “tek taraflı yaptırımların” uluslararası hukuk açısından meşruiyet sorununa yol açmaktadır. Durumu açıklığa kavuşturmak adına “karşı önlemler” ve “tek taraflı yaptırımların” devletlerin sorumluluğu kapsamında veya sorumluluğu dışında sınıflandırılmasına ilişkin hususların ve uluslararası hukuk açısından tek taraflı yaptırımların uygulanmasına dair koşulların incelenmesi gerekmektedir.

1.1. Uluslararası Sorumluluk Kapsamında “Karşı Önlemler”

Uluslararası hukukta yaptırımlar, sorumluluğun getirdiği yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde uygulanan zorlayıcı önlemlerdir. Ancak burada kullanılan yaptırım kavramı, uluslararası hukukta kural olarak hükümetler arası örgütler tarafından uygulanan zorlayıcı önlemler için geçerlidir. Zira Uluslararası Hukuk Komisyonu terminolojisinde, tek taraflı önlemler için “yaptırım” teriminin yerine “karşı önlemler/tedbirler” teriminin kullanılması uygun görülmektedir. Bu nedenle uluslararası sorumluluktan doğan karşı tedbirlere “karşı önlemler”, uluslararası sorumluluk dışındaki devletlerin sınır ötesinde etki yaratan kararlarına “tek taraflı yaptırım” terimi kullanılmaktadır.

Genel olarak karşı önlemler, uluslararası yasal yükümlülüklerini ihlal eden bir devletin uluslararası sorumluluğunun ortaya çıkardığı bir sonuç olarak uygulanmaktadır. Bu tür önlemler, devletin normal şartlar altındaki yükümlülüklerine aykırı olmasına rağmen; hukuka aykırı eylemler karşısında uygulanması halinde yasal sayılan tedbirleri ifade etmektedir. Karşı önlemlerin yasallığı, haksız fiiller bağlamındaki uluslararası hukuk normları ışığında değerlendirilmelidir. BM Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun 53. Oturumu sırasında hazırlanan ve Komisyonun 2001 yılındaki BM Genel Kurulu’na sunduğu raporun bir parçası olarak kabul edilen “Devletlerin Haksız Fiillerden Kaynaklanan Sorumluluğu” olarak adlandırılan maddeler taslağında bu normlar aşağıdaki şartları belirlemektedir: 1

• Karşı önlemler mağdur devlet tarafından uygulanmalıdır.
• Karşı önlemler uluslararası sorumluluğu ihlal eden devlete karşı uygulanmalıdır.
• Karşı önlemler yalnızca suçlu devletin kendi yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddettiği takdirde uygulanmalıdır. Buradaki yükümlülük önceki durumun restorasyonu, tazminat ödenmesi ve resmi olarak özür dilenmesi gibi eylemleri öngörmektedir.
• Karşı önlemlerin tek amacı, suçlu devleti yükümlülüklerini yerine getirmek için teşvik etmek olmalıdır.
• Karşı önlemler ihlal ile orantılı olmalıdır.
• Karşı önlemler uluslararası hukukun bağlayıcı normlarını (insancıl hukukun en önemli normları, kendi kaderini tayin hakkı, güç kullanma, soykırım, kölelik, ırk ayrımcılığı, insanlık suçları, işkence gibi suçları yasaklayan kuralları) ihlal etmemelidir.
• Karşı önlemler suçlu devletin yükümlülüklerini yerine getirdiği anda sona erdirilmelidir veya dava uluslararası bir yargı organı ya da başka bir uyuşmazlık mahkemesine başvurulduğunda durdurulmalıdır.
Aynı belgeye göre aşağıdaki durumlarda karşı önlemlerin uygulanması uluslararası hukuka aykırı sayılmaktadır: 2
• Mağdur devlet dışında başka bir devlet tarafından uygulandığında.
• Karşı önlemler uygulanırken üçüncü devletlere karşı yükümlülüklerin ihlaline yol açtığı durumlarda.
• Karşı önlemlerin hatalı durumun uygun bir şekilde ihbar etmeden ve/veya uygun bir şekilde uyarmadan uygulandığı durumlarda.
• Karşı önlemlerin cezalandırıcı bir nitelikte olması halinde.
• Karşı önlemlerin mevcut ihlale orantısız bir biçimde uygulandığı durumlarda.
• Uluslararası hukukun bağlayıcı normlarını ihlal ederek uygulandığında.
• Hukuka aykırı hareketin sona ermesinden sonra veya davanın uluslararası bir yargı organına devredilmesinden sonra karşı önlemlerin devam ettiği durumlarda.

Bu tür yasadışı karşı önlemler, bunları uygulayan devletle ilgili olarak uluslararası sorumluluğun ortaya çıkmasına neden olacaktır.

1.2. Uluslararası Sorumluluğa Bağlı Olmayan “Tek Taraflı Yaptırımlar”

Günümüzde bir devletin başka bir devlete karşı uluslararası sorumluluğuna bağlı olmayan tek taraflı yaptırım uygulaması, uluslararası ilişkilerde sık karşılaşılan bir durum haline gelmiştir. Genelde bu türdeki tek taraflı yaptırımları uygulayan devletler, ikinci bir devlete yönelik ekonomik kısıtlamalar, seyahat yasağı, yetkililerin varlıklarının dondurulması ve işbirliği alanlarını sınırlandırılması gibi zorlayıcı önlemlere başvurmaktadır. Bu yaptırımların özelliği ortada bir uluslararası hukuk ihlalinin veya hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunun olmamasıdır. Bu nedenle söz konusu tek taraflı yaptırımlar uluslararası hukukta düşmanca eylemler olarak nitelendirilmektedir.

Bu türdeki tek taraflı yaptırımlara örnek olarak 1 Ağustos 2018 tarihinde ABD tarafından Türkiye’ye karşı alınan yaptırım kararından bahsedilebilir. Söz konusu karar aşağıda detaylı bir şekilde ele alınacağı için bu bölümde ABD’nin tek taraflı yaptırımlarının uluslararası hukuk açısından değerlendirilmesi yapılacaktır.Belirtmek gerekir ki; tek taraflı yaptırımlara ilişkin en önemli argüman, ABD’nin Küba’yı hedef alan yaptırımları bağlamında geliştirilmiştir. Öyle ki bu tartışmalara Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da dahil olmuştur. Bu noktada tartışmaya açılan husus; sürekli olarak güncellenen “Helms Burton Yasası” kapsamında ABD tarafından Küba’ya uygulanan yaptırımlarla ilgilidir. Amerika’nın Küba’ya karşı yaptırımları, BM Genel Kurulu’nda konuyla ilgili kararların kabul edilmesine neden olmuştur. Buna göre BM Genel Kurulu, “ABD Tarafından Küba’ya Uygulanan Ekonomik, Ticari ve
Mali Ambargonun Sona Erdirilmesinin Gerekliliği” 3 ve “İnsan Hakları ve Tek Taraflı Zorlayıcı Tedbirler” 4 başlıklı kararları kabul etmiştir.

BM Genel Kurulu’nun bu kararlarında tek taraflı yaptırımlar şöyle nitelendirilmektedir:

• Uluslararası hukuka, özellikle BM Şartı’na, egemen eşitliği ve içişlerine müdahale etmeme ilkelerine aykırıdır.
• Uluslararası ticaret ve gemicilik özgürlüğü ilkesini ihlal etmektedir.
• Devletlerin egemenliğini tehdit etmektedir.
• İnsan haklarının uygulanmasını olumsuz yönde etkilemekte, ticari ilişkilerde engel oluşturmakta ve sosyo-ekonomik kalkınma sürecini engellemektedir.
• Özellikle gelişmekte olan ülkelerde kadınlar ve çocuklardan oluşan savunmasız grupları etkilemektedir.

Genel Kurul, tek taraflı zorlayıcı önlemlerin sınır ötesi etkilerine karşı çıkmıştır ve tek taraflı yaptırımlara yönelik tüm girişimleri reddetmiştir. Ancak burada BM Genel Kurulu kararlarının sadece tavsiye niteliğinde olup bağlayıcı nitelik taşımadığı belirtilmelidir. BM Genel Kurulu’nun bu kararları, uluslararası hukuk normlarının gerçek anlamdaki iyileştirilmesine değil, uluslararası hukukun gelişmesine yönelik siyasi talebi ifade etmektedir. Ayrıca tek taraflı yaptırımlara karşı, Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) dava açarak itiraz etmenin de olumlu bir sonuca ulaşma açısından pek umut verici bir yöntem olduğu söylenemez. Buna rağmen tek taraflı yaptırımlara yönelik davaların UAD’ye taşındığına dair bazı örnekler vardır.

16 Temmuz 2018 tarihinde İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Twitter hesabından İran’ın, ABD’yi “kanun dışı tek taraflı yaptırımları” nedeniyle Uluslararası Adalet Divanı’na şikâyet ettiğini duyurmuştu. 5

1.3. “Tek Taraflı Yaptırımların” Uluslararası Hukuk Açısından Uygulanma Koşulları

Uluslararası hukuk mekanizmalarında ve çeşitli normlarda konuyla ilgili büyük bir boşluk olmasına rağmen; tek taraflı yaptırımlar, politik arenada tartışılan önemli bir konu haline gelmiştir. Eğer yaptırımlar başka bir devletin düşmanca attığı bir adım olarak kabul edilirse bu adıma karşı alınacak önlemler, yukarıda bahsi geçen uluslararası sorumluluk kapsamındaki karşı önlemlerin uluslararası hukuktaki meşruluğu kapsamında belirlenebilir. Başka bir deyişle, uluslararası sorumlulukların ihlali halinde uygulanan karşı önlemlerin meşruluğunu belirleyen kriterler, düşmanca adımlara karşılık alınan tedbirlerin geçerlilik derecesini belirleyebilir. Dolayısıyla, “tek taraflı yaptırımlar” için belirlenen kriterler şunlardır:

• Başka bir devletin düşmanca politikasından muzdarip olan devlet, ilgili diğer devlete karşı tek taraflı yaptırım uygulayabilir.
• Bu yaptırımlar, başka devletin düşmanca politikasına son vermeyi reddetmesinden sonra uygulanmalıdır.
• Tek taraflı yaptırımın uygulanmasının tek amacı, diğer devletin düşmanca politikasına son vermektir.
• Söz konusu yaptırımlar, diğer devletin düşmanca hareketiyle orantılı olmalıdır.
• Uluslararası iletişimin temel kurallarını ihlal etmemelidir.
• Diğer devletin düşmanca hareketlerini sona erdirmesi veya müzakerelere başlaması halinde durdurulmalıdır.
Aynı şekilde aşağıdaki durumlarda tek taraflı yaptırımların uluslararası hukuka aykırı olduğu savunulabilir:
• Hedef devletin düşmanca politikasından muzdarip olmayan bir devlet, karşı tarafa tek taraflı yaptırım uygulandığında.
• Tek taraflı yaptırımların üçüncü ülkeler için olumsuz sonuçlara yol açması halinde.
• Tek taraflı yaptırımların cezalandırıcı bir nitelikte olması durumunda.
• Yapılan düşmanca harekete karşı açık bir şekilde ve orantısız bir düzeyde tek taraflı yaptırımların uygulanması halinde.
• Uluslararası hukukun temel normlarına aykırı olması durumunda.
• Hedef devletin düşmanca politikasını sona erdirmesine veya müzakerelerin başlamasına rağmen tek taraflı yaptırımların devam etmesi halinde.

Burada söz konusu kriterlerin hukuki bir norm niteliğinde olmadığı dikkate alınmalıdır. Ancak bu kriterler, devletler arasındaki siyasi ilişkilerde “tek taraflı yaptırımların” hukuka aykırılığını ispat etmek amacıyla kullanılabilir. Bu durum ABD’nin İran’a ve Türkiye’ye karşı uyguladığı yaptırımlar için de geçerlidir.

1 BM Uluslararası Hukuk Komisyonu, “Responsibility of States for Internationally Wrongful Acts 2001”, BM Genel Kurulu A/RES/56/92 Sayılı Kararı, 12 Aralık 2001, http://legal.un.org/ilc/texts/instruments/english/draft_articles/9_6_2001.pdf, (Erişim Tarihi: 06.08.2018).

2 Aynı yer.

3 BM Genel Kurulu, Necessity of Ending The Economic, Commercial And Financial Embargo Imposed By The United States of America Against Cuba, A/62/92, http://www.un.org/en/ga/62/plenary/cuba/bkg.shtml, (Erişim Tarihi: 03.08.2018).

4 BM Genel Kurulu, Human Rights And Unilateral Coercive Measures: Draft Resolution / Cuba On Behalf Of The Movement Of Non-Aligned Countries, A/RES/69/180, http://repository.un.org/handle/11176/157735, (Erişim Tarihi: 03.08.2018).

5 @JZarif, “Today Iran Filed A Complaint @CIJ_ICJ To Hold US Accountable For Its Unlawful Re-Imposition of Unilateral Sanctions. Iran is Committed To The Rule Of Law in The Face of US Contempt For Diplomacy & Legal Obligations. It’s Imperative To Counter Its Habit Of Violating Int’l Law”, Twitter, 16 Temmuz 2018, https://twitter.com/JZarif/status/1018825138635231234

Kaynak: ankasam.org

(devami var)

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER