Özbekistan Halk Hareketi

AİDİN SALİH’İ ANLAMAK

AİDİN SALİH’İ ANLAMAK
04 Mart 2019 - 16:29 'de eklendi ve 1244 kez görüntülendi.

Bu yazıyı uzun süredir yazmak istiyordum, hocamızın doğum gününe nasipmiş…

Aidin Salih deyince ilk akla gelen şey nedir?

Açlık mı?

Ben, Aidin Salih denince akla ilk Sünnet-i Seniyye gelsin isterdim.

Evet Aidin hocamızın tedavi yöntemlerinin başında en zahmetsiz ve kolay olan şey; açlık oruçları tutarak iyileşme vardı. Çünkü “Oruç tutunuz sıhhat bulunuz” buyuruyor Peygamberimiz. Biz aç kalırken, sağlıklı hücrelerimiz aç kalmaz, (onlar akıllıdır ve zikirlerindedir), Allah’ı anmaktan vazgeçmiş, anarşistlik yapan yani hasta hücreleri suya ve besine çevirerek yer ve tüketir böylece vücudumuz hastalıklardan temizlenmiş olur. Fakat bu bir yöntemdi, amaç değil araçtı, insanın onuruyla yaşayıp onuruyla, imanla vefat edebilmesi içindi.

Açlık yapmak kolaydır, orda bir sorun yok, önemli olan tokluk günlerinde nefsimize hakim olabiliyor muyuz? Açlık yapıp yapıp fazla kilolarından kurtulan hatunlarımız, tokluk günlerinde hayatlarına en ufak bir mizan getirmeden yiyerek, “aman ne olacak yaparım beş tane 3 günlük açlık, eritiveririm yağlarımı” diye düşündüklerinde, Aidin Salih’i anlamış mı oluyorlar?

Aidin Salih, sizin yağlarınızla ilgilenmiyordu. O, bizlere apaçık düşmanımızı hatırlatan bir mürşiddi. Emin olun onun derdi sizin hastalığınız değildi. Onun kadar şeytanı en ince ayrıntısına kadar anlatan, hastalıklarının görünen olduğu kadar görünmeyen yönlerini de gösteren ve soyutta tedavileri somutla bütünleştirebilen bir hekim bilmiyorum.
Aidin hocamız herkese bitkilerinizi kendiniz toplayın, ilaçlarınızı kendiniz üretin, ekmeğinizi kendiniz yapın diyerek Müslümanın marifet sahibi olmasını isterdi, bu sebeple ben de Hacerana oldum.

Bir gün yemekte otururken kalp kapağı metal olan bir ablamız dedi ki; “Hocam ben çok çile çektim, onun için mi bu kadar hastalandım?” Aidin hocamız hiç istifini bile bozmadan kibarca şöyle yanıt verdi; “Yok, çile değil çileye bakış insanı yorar…” evet, aidin Salih bizim bu hayata, çileye, hastalığa bakışımızı dizayn eden bir dizaynırdı.

Yemekten sonra namazını kıldı ve biraz dinlenmeye çekildiğinde çay ikram etmek istedim ve beni hiç bozmadan, yine aynı kibarlığıyla gülümseyerek, “Biz yemekten hemen sonra çay içiyor muyuz?” dedi, utandım, gülüştük… Otururken, sentetik döşemeli koltuğa değil, üzeri pamuklu bir döşemeden yapılmış yün bir mindere oturmayı tercih etmişti. Kısacası özüyle sözü, sözüyle davranışları birbirine bu kadar uyumlu, 5. Mizaca geçmiş ve nur elementinin bu kadar yükseldiği bir faniyi daha önce görmemiştim. Onun her hali bizim için bir dersti.

Tedavilerine ara verdiğinde odasına girmiştim, yanıma otur dedi, ellerimi tuttu ve; “Biliyor musun, benim zamanım az kaldı, bana söz ver, bu ilmi insanlara siz yayacaksınız, anlatacaksınız dedi.” Ben de nasıl bir cihatın içine girdiğimi hiç bilmeden tamam deyip söz verdim. İşte bu yazıyı, hocamızın doğum gününde bunun için yazıyorum.

Aidin Salih deyince aklımıza açlık değil, ölçülü ve sünnete uygun, ürettiğinden daha fazlasını tüketmeyen bir yaşam gelsin. Beni az suyla yıkayın diyecek kadar ölümünde bile israfın önünü kesmeye çalışan bir mücahid kadın gelsin. Müslüman gibi yaşayıp imanla ölebilmek için vereceğimiz gayret gelsin. Aidin Salih bir mefkuredir, sadece açlık değildir. Çünkü o, bizim yanımızdayken, bazılarına açlık verdi ama bazılarına da vermedi. Özellikle mizacı aşırı derecede kuru soğuk ve çok zayıf olan bir kızımıza “kusma” tedavisi verdi. Evet insanlar açlıkları kafalarına göre yapmamalıdırlar. Yetki ve sorumluluk alabilen iyi bir danışmanın gözetiminde, tokluk günlerine de en az açlık günleri kadar dikkat ederek, özünde Sünnet-i Seniyye’ye uygun bir hayat mizanı ile tedavilerine devam etmeleri gerekmektedir.

Maalesef bugün Atatürk’ün adını bazı Atatürkçüler nasıl kullanmaya çalışıyorsa, Aidin Salih’in adını da hiç onunla alakası olmayan insanlar kullanıyor. Önüne gelen Aidin Salih’çi oldu, mizanı bozuk olan insanlar açlık günlerinde aç kalıp kalıp alt aşırıda yaşadılar ama tokluk günlerinde yeme-içmelerine dikkat etmeyerek yiyeceklerin gözüne vurarak üst aşırıda yediler ha yediler… İşte burada çok önemli bir noktaya geliyoruz. “Ella tatğav fil mizan… Mizanı bozmayınız!” çünkü aşırılığın her türlüsü zarardır insana. Ne diyor Rabbimiz, “Haddi aşmayın.” İnsanoğlu çok cahil, nankör ve zalim…

Aidin Salih’i bu tarz insanlardan tanıyanlar da Aidin Salih’i anlayıp dinlemeden ona düşman oldular. İkisi de yanlış. İnsanoğlu bilmediğinin düşmanıdır, Aidin Salih’i şahsını anlamaya çalışan kimsenin ona bir söz söyleyebileceğini sanmıyorum.

Bizim için esas olan şey; aşırılıktan uzak bir şekilde peygamberimizin tut dediği zaman tutup bırak dediği zaman bırakmaktır. (Eğer bir kimse ölümcül bir hastalığa tutulmamış ise) Özellikle haftalık pazartesi-Perşembe orucunu tutan ve hicri ayın 13-14-15’ini oruçlu geçiren, ağzına aldığı gıdanın “helal ve Tayyip” olduğunu araştıran, bulamadığında aç kalmayı göze alan, kimyasallardan ve soyut şeytani ürünlerden, fırsat gibi görünen Yahudi oyunu tedavilerden uzak durabilecek ferasete sahip bir Müslüman olabilirsek Aidin Salih’i anlamış oluruz.

Aidin Salih’in derdi sizin aç kalıp açlıktan kabuğunuzda kurumanız değildi, onun tek derdi insanoğluna yakışan bir şekilde, stil sahibi bir Müslüman olarak yaşayıp imanla ölebilmenizdi. Bedeninizi, ruhunuzu, neslinizi temiz bir şekilde muhafaza edebilmenizdi. Aidin Salih sizin hastalıklarınızla ilgilenmiyordu. O bir Mürşiddi.

Bilmem anlatabildim mi?

Hacer GÜLEŞ \ GAZİANTEP
04.03.2019 (Hocamızın doğum günü)

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER