REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Özbekistan Halk Hareketi

REKLAM ALANI

(980x100px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Savaşçı (1)

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
Savaşçı (1)
4 views
07 Kasım 2020 - 18:57
REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Tarihî kurgu

Ilk bölüm

Ev sahibinin hastalığı kötüye gidiyordu. Öksürdüğünde ciğerleri parçalanır gibiydi. Balgam kana dönüştüğünde, hanım durumun ciddiyetini daha net hissetti. Dokuz yaşında bir oğlu , hasta bir babanın etrafında durmadan dolaşıyordu. Ağızdan sıçrayan kanla etkilenen dudakları ve sakalını kirli bir bezle siliyordu.

 Güneş yandırıyor. Çöl rüzgarı günde bir kez şehrin dört bir yanına sıcak kumlar estirir.

 Anne bahçenin ortasında diz çökerek , elini kaldırırken tanrısına dua ederdı:

– Ey güneş!  Ey evrenin ışığı!  Ey yaşam tanrısı! Sen Çölü kurutansın, vadiyi yeşillenirdin! Zavallı kocam kötü tanrılar tarafından saldırıya uğradı. O kan tükürüp, öksürüyor . Sen hizmetçilerine kocamı düzeltmelerini söyle!

   Güneş ise kararıyor , yüzü solmuş, zayıf ve güçsüz bir kadının dualarına cevap vermenin yanı sıra, sanki duymamış ya da inadına yapıyor gibi ışığını daha da kaynattı. Kadının vücuduna bir alev seli yağdı. O ise kocam ölürse nasıl yaşayacağım diye ve en çok dokuz yaşındaki oğlunun kaderi onu dehşete düşüruyordü. Aniden kocasını unuttu ve oğlu için inledi:

– Ey güneş! Firavunun babası! Kocam ölürse oğlumu nasıl beslerim? Benimle kim evlenir?  Hizmetçi olacak mıyım?  Çocuğum kölemı olacak ?

 Kadın acı acı ağladı. Güneş ise  bir merhamet göstermeye pek acele etmiyor gibiydi. Çocuk annesine bakarak , onun güneş ışığında helâk olmasını idrak etti.

– Anne, haydi yürü. Güneş altında  oturma. Babama bak…

Anne yalvarmayı bıraktı ve çocuğuna ışıksız gözlerle baktı: çocuk zayıf idi, altın rengi saçları omuzlarının üzerine kadar uzamıştı, bez kumaşlı gömleği  dizlerinin üzerine düşen , tahta terlikleri topuklarını soymuştu,  ama yüzü temizdi.

– Anne, güneş seni duymuyor. Bir kaç gündür ona yalvarıyorsun. Bak, çok karardın. Babamda artık hareket etmiyor.

 Kadın aceleyle kocasının başına geldi. Hasta nefes almıyormuş gibi sessizce yatıyordu ama alnında ceviz  kadar yer terle kaplıydı ve sakalında ağzından akan kan lekeliydi.

Kadın kavanozda  bir bez ıslattı, kocasının alnına bastırdı. Konuşmaya vakti yokmuş gibi ya da konuşmaktan hayal kırıklığına uğramış gibi bu işi sakin ve sessizce yapıyordu. Oğlan ise kocaman mavi gözlerini babası ve annesine dik dik bakarak sordu:

– Anne, babamı kim kurtaracak? Güneş tanrı olsada bizimle işi yokmuş gibi duruyor. Başka bir daha iyi olan tanriyamı yalvarmalıyız diye düşünüyorum..

Anne çocuğuna hüzünlü gözlerini dikti, onun gözünde çocuk bunu söyleyecek bir çocuk değildi , ama kendini tanıdığından beri ailesini böyle bir ağır hayatta gören bir çocuk, böyle bir şey söylemesi çok doğaldı.

Çünkü onları yollarına çıkan zorluklardan kurtarması gereken tüm güçler, onları her seferinde çaresizlik içinde bırakmıştır. Bu haldeyken , hatta çocuk bile ne güneşin, ne ayın, ne gökyüzünün, ne şimşek ve ne  herhangi bir put onlara yardım edemeyeceğini biliyordu.

– Bebeğim başka kimden yardım isteriz?  Bize kim yardım edecek?

Çocuk sessiz kaldı.

Dışarıdan bir atın kişneyişi, birinin kükremesi geldi. Anne korkudan bir anda kalkıverdi ve verandaya atladı.  Oğlu da onun peşinden gitti .

  Kapı görevi gören çalı bağları yerde yatıyordu , bele kadar yükselen duvarın birkaç parçası yere düşmüştü , avluda ise onların efendisi olan Sakif Ghoba’nın iki nökeri  at sırtındaydı. Nökerler çok korkunç bir görünümdeydi.

– Aşia, kocan nerde?

Aşianın beti benzi attı ve eğildi :

– Bayım , kocam hasta… – Hasta ?! Neden hâlâ iyileşmedi? Neden?

– Ağır hasta , bayım . Kan tükürüyor..

– Kan tükürüyor? – büyük nöker küfür etti. – Adam olmayacak,  galiba , git,  getir onu.!

Aşia ağladı. :

– Bayım,  kocam yerinden kalkamıyor…

– Yerinden kalkamıyor? Sen sürükleyerek getir!

Genç nöker at üstünden zıplayarak indi ve kulübeye girdi. Ardından Aşia koştu:

– Büyük Amon hakkı,  büyük Ra şerefi, merhamet edin!  Kocam ölecek!

Büyük nökerin gazabı kaynadı.:

– Kutsal Amon ve Ranın adını kirli bir dilinle anma ! Sizin Atalarınız Musa ve Harun’u takip etti ve onları reddettiler!  Musa ve Harun’un tanrısına taptınız.!

Aşia yere yığılerek yalvardı:

– Bayım,  biz tövbe ettik ! Pişman olduk ! Amon ve Ra’ya geri döndük!

‐  Biz savaşıp topraklarınızı fethettikten sonramı? Yalan söylüyorsun!

Genç nöker ev sahibinin yakasından tutarak sürükleyip çıktı. Hastanın öksürmeye bile hâli kalmamıştı, ağzından siyah kan sızıyordu,  nöker onu toprakta sürükleyerek yere attı..

– Efendim, padişahımız Golyat  bizi affetti!  “Esir değilsiniz , köle değilsiniz”  dediler.  Neden bize bu kadar işkence ediyorsunuz!

Büyük nöker tiksinti içinde tısladı:

– Padişahımız Golyat merhametli, ancak biz buna razı değiliz. Senin gibileri yaşamaya bıraktığımız için teşekkür etmelisin! Nerde Musa , nerde Harun ?! Senin gibiler Yahuda çocuklarının dediğini yaptın!

Aşia başka tek kelime bile söylemeden, kocasının başını kucaklayarak, sadece ağlıyordu. Ve çocuk donmuştu .

Büyük nöker atı ile karı koca başına geldi.:

– Ey Aşia , uzak dur!

– Neden , bayım?

– Sorumu soruyorsun ? – büyük nöker  kudurdu ve arkadaşına “Çocuğu al!” dedi.

Genç nöker çocuğa doğru yürüdü. Aşia bağırarak kocasını bıraktı ve oğluna atıldı. Büyük nöker at üzerinde oturduğu halde ev sahibini mızrağinin ucuyla itti.

Hasta inlemiş gibi oldu.  Büyük nöker  mızrağını kaldırdı ve hastanın kalbine doğru soktu : mızrak kalbinden geçerek yeri deldi, böyle yaptıktan  sonra  katil tek bir darbeyle mızrağını çıkardı.

Siyah kan önce bir pınar gibi aktı, sonra bir dere gibi yayıldı, yeri kapladı ve bir su birikintisine dönüştü. Ev sahibinin yüzü , saç  ve sakalı kana bulandı,  iki kez hereket etti ve sessiz kaldı.

Aşia oğluna sımsıkı sarıldı ve buz gibi  oldu. Çocuğun nefesi kesilmeye başladı:

– Anne , anne , babam …- dedi ve bayılıverdı.

Bir haftadır hasta ! İşe yaramaz bir köpeğe ihtiyacımız yok!  Ey dul!  Kocanı çabuk göm ve sabah erkenden çocuğunle işe başlayın!  Aksi takdirde çocuğun’da, sen’de öleceksiniz!

Aşia onun söylediği tek kelimeyi bile  anlamazdı , kulaklarında vahşi bir ses uzaktan çınlıyordu, kendisi sadece oğlunu bıçaklanmamasını söylüyordu.

…Yarım saat içinde Aşia bilinci yerine geldi ve oğlu babasının başında oturuyordu. Komşular hepsini gördüler , ama kimse bu lanetli avluya girmeye cesaret edemedi.

 Aşia bir an düşündü. Aniden ruhunda bir cesaret ortaya çıkmış gibiydi.

Bir batıyor olan güneşe, bir, kan çemberi içinde yatan kocasının cesedine ,  sonunda ise cesedin yüzünü okşayan çocuğuna baktı ve bir yerden güç geldi ve anında  ayağa kalktı.:

– Rakib , oğlum,  bana yardım et!

Rakib annesine baktı ve sanki annesinin içindeki cesareti hissediyormuş gibi oldu , itaatkar bir şekilde ona geldi.

Anne-oğul kapıyı kaldırıp, cesedin yanına koydular , birlikte cesedi kapının üzerine yuvarlatarak çıkardılar. Aşia kocasının kıyafetlerini çıkardı, vücudun özel kısımlarını dört katlı bir bezle örttü ve kocasının sol göğsü derin bir şekilde açığa çıktığını gördü , altı görünuyordü.

Büyük bir kavanoz getiren anne ve çocuk önce tahta bir kepçe  yardımında  cesedin üzerine su döktüler, ardından Aşia cesedi başından yıkamaya başladı. Rakib su döktü. Cesedi temizledikten sonra avlunun ortasında kazmaya başladılar.

    Güneş battı.  Ay çıktı.  Aşia’nın  acelesi vardı, Rakibin gözleri kapanıyor ve uyumak istiyordu. Sabahtan beri tuz tatmamış olsalar da iştahları yemek istemiyordu.

….Rakib uyandığında annesi babasını kendileri kazan çukura doğru zorlanarak sürüklüyordu. Gece yarısıydı, çekirgeler cıvıldıyordu, ay yuvarlak ve kırmızı hâlinde bakıyordu.

Rakib hızla gitti ve annesine yardım etti.  Kadın çok daha derin bir mezar kazmıştı.  Cesedi yavaşça indirmek imkansızdı, bu yüzden ceset çukura atıldı. Ceset yüzüstü düştü.  Aşia mezara girdi ve kocasının yüzünü yukarı çevirerek ona şöyle dedi:

– Ey benim zavallı kocam ! Biz hayatımızı kurtarmak için Musa’nın yolundan vazgeçtik.  Ama aşağılandık. Musa atalarımızı Firavun’dan kurtarmıştı, bize kendimizi korumayı öğretmişti, evrenin sadece Allah tarafından yaratıldığını söylemişti , biz ise yaşamak için ondan yüzümüzü çevirdik , yaşadık ama  aşağılanarak hor olduk.  Seni bir köpek gibi öldürüdüler. Ey benim zavallı kocam! Musa doğru söylemişti, bunu’da bugün anladım .

Aşia mezardan çıktı  ve onu toprakla doldurmaya başladı. O mezara toprağı atarak şöyle söylüyordu:

– Ey benim savaşta şerefiyle ölemeyen kocam! Hem baban hem de babam Yahuda halkının asilleriydi.  Düşmanlarımız tarafından küçük düşürüldük. Aslında  düşman değil biz kendimizi küçük düşürdük.  Babanı göm oğlum!

Rakibde toprak atmaya başladı.

Oğlum, Rakib , sana asıl gerçeği söyleyeceğim, – Aşia hem çalışıyordu  hem de konuşuyordu  – Bugün bize yardım edecek başka bir tanrı olup olmadığını sordun oğlum.  Böyle bir Tanrı var. O bize Musa adında bir peygamber tarafından tanıtıldı.  Musa’yı takip ettik ve o tek Tanrı’ya tapındık.  Atalarımız tapınırdı. Ve Musa bize Tanrı’nın sözlerini anlatmaya devam etti.  Musa Tanrının bir Kitabınıda getirdi, atalarımız çok başkaldırdı, ancak hem Tanrı hem de Musa affetti. Musa zamanında atalarımız halkın soylularıydı.  Musa atalarımızı savaşa çağırdı, bazen reddettiler, bazen de kabul ettiler. Kabul ettiklerinde şehri ele geçirdi ve biz orada yaşadık.  Ancak Musa ve kardeşi Harun’un ölümünden sonra atalarımız tam tersi yönde ilerledi. Allah Kitabında yazılı olanı yapmadılar, Allah bizi cezalandırdı ve Balsis halkının kötü kralı Golyat’ı üzerimize gönderdi. Golyat bizi kolayca mağlup etti.  Soyluyduk, babam öldürüldü, babanla ben sağ kaldık çünkü Musa’nın yolundan çıkıp güneşe tapmaya başladık.

   Ama Golyat daha önce Musa’nın yolunda olduğumuzu unutmadı, Musa’nın yoluna dönersek iktidara geleceğimizi biliyor, bu yüzden bizi sürekli eziyor. Rakib, oğlum, baban küçük düşürüldü ve öldürüldü, Sakif Ghoba adında bir Golyat komutanının elinde on yıl kölelik yaptık, şimdi böyle  olmayacak, kaçacağız!

Anne ve çocuk mezarı gömdüler.   Rakib, annesinin sözleri karşısında şaşkına döndü.  Sürekli fısıldayan annesini tanıyamıyordu .

-Rakib , eryiğit ol. Midian’ın diğer tarafında, insanları Musa’nın yoluna çağıran Samuel adında bir adam varmış, onun yanına varacağız.

– Anne , ne zaman ?

– Şimdi gideceğiz.

Aşia  kulübesinden küçük bir düğüm aldı ve oğlu ile beraber çöle koştu …

   Sabah erkenden çöle girmeye başladılar.  Şehir bittiğinde kurak bozkır geldi.  Aşia  batıdan sola yürüyordu.  Şimdi yorgun, bacakları gevşek, düşmek üzereydi, Rakib’e yaslanmıştı.

Arka taraftan atların ayak sesleri duyuldu. Onların kaçtıkları  açığa çıktığı ortada idi.

Birkaç dakika içinde atlılar geldi. İlk atlı onları kovaladı ve elinde kırbaçla onları acımadan kırbaçladı. Kırbaç Aşia’nın  yüzüne geldi, iz bıraktı, burnu kanadı ve kadın bayıldı.  Rakib, annesini korumak için kendisini bir sonraki kırbaçın önüne attı .  Çocuk ayrıca dövme nedeniyle bilincini kaybetti. Atlılar onları teker teker alıp , şehire geri götürdüler .

(Devamı var)

Akrom Malik

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
REKLAM ALANI

(336x280px)

Anasayfa Sağ Bloka Esnek veya Sabit ölçülerde SINIRSIZ reklam alanını şablon olarak ekleyebilirsiniz. Şuan örnek olarak sadece 2 reklam kullanıldı.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.