Özbekistan Halk Hareketi

Dr. Oğuz Doğan İslâm’a düşman olan Türk’e dost olamaz

Dr. Oğuz Doğan İslâm’a düşman olan Türk’e dost olamaz
15 Ağustos 2013 - 8:10 'de eklendi ve 1220 kez görüntülendi.

Bundan 10 yıl kadar önceydi. İstanbul Türk Ocağı’nın Çemberlitaş’taki çay bahçesine uğruyorum bazen bir bardak çay içmek için. Hem aklı başında eski dostlarla, bazen değerli yazar ve şairlerle de karşılaşabiliyorsunuz orada.

Yine öyle bir gündü. Birkaç dakika soluklanmak için uğramıştım.ataturk-ve-basortulu-teyze

Çay bahçesinin tek katlı kapalı mekanının penceresinden benim karşıdan gelmekte olduğumu gören bir kafa uzandı:

“Hocam!.. Gel gel, çabuk gel!”

Bu, Türkiye’de doktora yapmakta olan Ruslan isimli Azerbaycanlı bir arkadaşımdan başkası değildi.

Belli ki içeride hararetli bir tartışma vardı ve Ruslan beni de çağırıyordu, onu destekleyeceğimden hiç kuşkusu olmayarak.

İçeri girdim; baktım ki almış karşısına 5-6 kişilik genç bir ülkücü grubu, bir konuda kıyasıya münakaşa ediyor.

Dedi ki:

“Bak şimdi, bu ülkücü arkadaşlar Türklerin İslâm’a girmesinin ne kadar iyi olduğunu, ben ise Türk Milleti’nin tarihindeki en büyük hatanın İslâm dinini kabul etmek olduğunu iddia ediyorum. Sen ne diyorsun?”

Hımm, dedim önce. Sonra, kendini “şamanist” olarak nitelendiren arkadaşıma dönerek:

“Ruslan, öncelikle ben Müslüman bir Türk’üm, sen de biliyorsundur. Dolayısıyla; İslâm dininin hak din olduğuna, son ve en mükemmel din olduğuna, Hazreti Muhammed’in Tanrı’nın kulu ve elçisi olduğuna inanıyorum… Bu itibarla, atalarımızın İslâm dinini seçmiş olmalarına karşı olmam düşünülemez. Hatta ‘Çok şükür, iyi yapmışlar’ diyenlerdenim ben. Yaratıldığı günden başlayarak hiç puta tapmamış, vicdanı hiç kirlenmemiş, kul önünde hiç eğilmemiş ırkımız İslâm’la şeref bulmuş, İslâm’a şeref vermiştir…”

Bunu duyan Ruslan’ın yüzü düştü.

Ardından ülkücü gençlere döndüm ve:

“Buna karşın, İslâm dinini kabul eden atalarımıza biraz kırgınım. Keşke İslâm’la birlikte Arab’ın dilimizi kirleten binlerce sözcüğünü, kadına saygısızlığını, entarisini, sarığını, cübbesini, kara çarşafını da almasalardı!.. Keşke Ahmet Yesevi yolunda sabit kalsalardı da, tarihleri boyunca kendisine gönderilen sayısız peygambere ihanet eden, bozgunculuk geni kanına işli, putperest fıtratlı Arab’ın iğrenç kültürünü İslâm sanmasalardı, ayırt edebilselerdi…”

Ben bu sözleri bitirirken hâlâ az önceki “İslâm taraftarı” sözlerimin şokunu yaşayan Ruslan birkaç dakikalığına dışarı çıktı. Çayımı bitirmek üzereydim, kalkacaktım. Yerimden doğrulmuştum ki, biraz da Ruslan’ın o anda orada olmamasının rahatlığını yaşayan genç arkadaşlar sitemle bana:

“Aşk olsun hocam, siz de Ruslan gibi İslâm karşıtıymışsınız, yazık…” dediler.

Şaşırmıştım çok…

Çıkarken kapıda Azerbaycanlı şamanist (!) arkadaşla karşılaştım. Bana:

“Aşk olsun Oğuz, sen de bunlar gibi İslâmcıymışsın, yazık…” dedi…

Ne yapaydım, öyle yorumlamışlardı demek sözlerimi.

İzah mı etmeliydim, cevap mı verecektim? Vallahi sözüm bitmişti, veremedim…

İslâm’la uğraşanların Türk ülkesinde başarı şansı yoktur

“İslâm düşmanları” kavramını genişletmeliyiz de aslında… Türk ülkesinde İslâm karşıtlarının, İslâm’ı alaya alanların, hatta şahsi seçimi itibariyle İslâm’a soğuk bakıp da bunu açıkça ilan edenlerin, dikte edenlerin başarı şansı yoktur!

Dünyadaki bütün Türkler Müslüman değildir, bu doğru.

Türk olmak için Müslüman olmak bir ön şart değildir, bu da doğru.

Elma ile armudu karıştırmıyoruz elbette; Türklüğün bir ırkın ve Müslümanlığın ise bir dinin adı olduğunu tekrarlamaya bile gerek yok.

Hıristiyan bir Gagavuz, bir Çuvaş, Budist bir Tuvalı, Göktanrı inancını yaşatan bir Sibiryalı, hatta hatta Türk ve Müslüman bir ailenin çocuğu olduğu halde başka bir dini yahut dinsizliği seçmiş biri tabiî ki Türk’tür ve onları gayri Türk ilan etmek de kimsenin haddi değildir…

Ancak, azıcık mantıklı olalım!

Dünya üzerindeki Türklerin tamamı Müslüman olmamakla birlikte, Müslüman Türklerin oranı gayrimüslim Türklerle kıyaslanamayacak boyuttadır. Bu “kahir ekseriyet” hiç abartısız %99’lara yakındır…

Bunun için de İslâm düşmanlarının Türk ülkesinde başarı şansı yoktur.

“Türk ülkesi” derken sadece “Türkiye”yi kast etmiyorum.

Örnek vermem gerekli. Sözgelimi, benim tanıdığım en lâik Türk halkı Kazaklardır. Kazaklar, Sovyet ateizminin işgali öncesinde konargöçer bir hayat sürdüklerinden, İslâm’ı zaten hiçbir zaman yerleşik Türkler gibi yoğun yaşamamışlardı. Olumlu bir netice olarak bu, onları Arap etkisinden de korumuştu aslına bakılırsa. Faşist ve ateist Rus emperyalizmi 70 yıl boyunca onlara dinleriyle ilgili bildiklerini de unutturdu, bütün değerleriyle birlikte dinlerini de gasp etti! 90’lı yılların ortasında ilk kez o kutlu topraklara vardığımda bırakın mensup oldukları dinin gereklerini yaşamayı, Kazak Türklerinin neredeyse hiçbiri “Müslüman oldukları” bilgisi dışında İslâm’la ilgili tek şey bilmiyordu… Ne İslâm’ın şartları, ne namaz, ne oruç, ne bir dua, ne de bir ayet…

Evet, işte siz orada bile İslâm dini aleyhinde tek bir söz söyleyemezsiniz!.. O konuksever halk suratınıza tükürür! İsterseniz deneyin; evlerine barklarına komaz, ülkelerinde barındırmazlar…

CHP din düşmanı mıdır?

Hâşâ, elbette ki değildir. Kimin haddi böyle bir şeyi iddia etmek?!

Peki öyleyse, halkımızın büyük çoğunluğunda “CHP’nin din düşmanı olduğuna dair” bir algının varlığı yalan mıdır? Hiddetlenmeyelim hemen, soruna bir çözüm bulabilmek için şapkamızı önümüze koymamız, öncelikle bu algıyı kabullenmemiz gerek.

Kim bu yanlış zannın müsebbibi? “Atatürk, cumhuriyet ve lâiklik düşmanlarının” anti propagandası mı sadece? Hayır hayır!

Atatürk’ü tanımadan “Atatürkçülük” oynarsanız olacağı bu işte…

Atatürk’ün partisi olarak tanınan CHP, 10 Kasım 1938 itibariyle ne yazık ki Atatürk misyonunu hakkıyla taşıyamadı. Bunu hala “bilinçli” bir Atatürk düşmanlığıyla özdeşleştirmek istemiyorum; mutlaka bilgisizlikten, bilinçsizlikten, Ata’mızı anlayamamış olmaktan kaynaklanıyor olmalıydı. Ne var ki, ancak bilinçli olunsaydı bu kadar karalanabilirdi Atatürk ve Atatürkçülük…

O’nun hasretiyle yaşadığımız 75 yılın tamamından misaller vererek yazıyı sündürmeyeceğim. Yakın ve çarpıcı bir örneğe ne dersiniz?

Yıl 2009… CHP genel sekreteri Önder Sav Ankara’nın Elmadağ İlçesi Belediye Başkanı’nı ziyarete gider. Beli bükülmüş 80’lik Mustafa Dede yumuşak koltuğunda kurulu sayın Sav’ın yanına yaklaşır, kendisinin önünde eğilmek suretiyle saygıyla hacca gitmeye niyetlendiğinden bahseder. Kameralar kayıttadır…

Önder Sav: “– Boş ver, Araplara para kaptırma.”

Mustafa Dede: “– Niye? Yaşım 80’e gidiyor. Diyorum ki, bir ayağım çukurda.”

Önder Sav: “– Bakarsın orada Muhammet bırakmaz seni, buraya göndermez, onun için sen yine şey yapma.”

Mustafa Dede: “– ?!..”

Atatürkçü partinin (!) ikinci adamının eli çenesinde sırıta sırıta bu sözleri sarf ettiği o görüntüleri günlerce döndüre döndüre gösterdi Türk halkına “yandaş medya”… Ne yapmış oldunuz şimdi sayın Önder Sav?! Şaka mı? Latife mi? Komiklik mi?..

Oysa karşıdan bayağı bayağı İslâm diniyle, temiz halkımızın dinî duygularıyla dalga geçiyorsunuz gibi göründü!

Şimdi bu devlet adamımız başka bir yerde Atatürk’ten, onun ilkelerinden, tam bağımsızlıktan söz ettiğinde onu kim dinleyecek?! O ve onun gibiler mi temsil edecek Mustafa Kemal Atatürk’ü? Devlet büyüğümüz yalnızca kendisini, adı Önder soyadı Sav olan bir şahsı temsil etmediğini, omuzlarında ne denli ağır bir yük olduğunu bile fark edemiyor.

Yoksa kime ne Önder Sav’ın dininden imanından?! Kişisel tercihleri kimi ilgilendirirdi?

Ama beyefendi, Türk’ün ortak atası Atatürk’ü temsil ettiğiniz algısını bile bile, sıradan halkın bu tür kepazelikleri sadece şahsınıza değil O’na da mal edebileceğini bile bile bunu YA-PA-MAZ-SI-NIZ!.. Yapamazdınız… Ama yaptınız; hem de hepimizi, bütün Atatürkçüleri töhmet altında bırakarak!..

Bu tek bir örnekti. Herkes hafızasını yoklayarak benzeri misalleri çoğaltabilir.

Ama bilinsin ki; dindar Türk halkı bu gevşek tavırlardan tiksiniyor! Türk halkının, başörtülü olduğu için üniversiteye giremeyen Türk kızına yapılan zulmü desteklerken sözüne “Benim annem de başörtülü, ama…” diye başlayan mantıktan midesi bulanıyor!..

Ondan sonra da efendim “AKP nasıl %50 oy aldı…” öyle mi?!

AKP’yi iktidara taşıyan Atatürkçülerin (!) bizzat kendisidir

Her dönemde olmuştu “din tüccarları”… Yalnızca son dönemde değil, Atatürk’ten önce de, Hazreti Peygamber sonrasında da hayat şansı bulmuştu kendilerine “Allah’la aldatma”nın uzmanları. Lakin hiç şimdiki kadar şiddetli, şimdiki kadar kahredici hissedilmemişti onların şer kasırgası…

Atatürk’ü tanımayan çakma Atatürkçülerimiz sosyetik semtlere hapsettiğinde Mustafa’mızı; istisnasız her köy evinin duvarına , yuvasının baş köşesine gâh bir duvar halısında, gâh bir çini tabak içinde O’nun resmini yerleştiren Türk halkı da yalnız hissetmeye başladı kendisini…

Biz halkımıza Türk’ün Ata’sının İslâm dinine yaptığı hizmetleri; kutsal kitabımızı ilk kez Türkiye Türkçesine çevirtenin, anlaşılır tefsirini yaptıranın, Buharî hadislerini dilimize aktartanın, hutbeleri ilk kez Türkçe okutturarak sıradan halkımızın bile dinini öğrenmesini sağlayanın O olduğunu; günde beş vakit gökyüzümüzü çınlatan ezanları O’na ve Kurtuluş Savaşı’ndaki kutlu silah arkadaşlarına borçlu olduğumuzu anlatamadık ama; birileri gelip O’nun durmadan rakı içen bir ayyaş (!), hayatını İslâm düşmanlığına adamış bir mason olduğunu (!), bütün din adamlarını astırdığını (!), Kur’an’ı bile yasaklattığını (!) anlattı!..

Halkı lümpen gören yüksek sınıf (!) Atatürkçülerimizin dini ve dindarı aşağılayıcı, en hafif tabiriyle küçük görücü, alaya alıcı tavırları da sanki bu iğrenç iftiraları tasdiklemek için var edilmişti… Tencereye bir kapak lazımdı, yuvarlandı kapağını buldu.

Bilhassa 80 ihtilalinin ardından din simsarları bu ortamdan çok iyi istifade etti ve hiç olmadığı kadar Arapçı, hiç olmadığı kadar gayri Türk, yapay bir “Postmodern İslâm”ın tesisine girişti. Şerait o kadar müsaitti ki, sözde Atatürkçülerin “Lâiklik elden gidiyor, şeriat geliyor” hezeyanları bu süreci ancak ve ancak hızlandırdı.

Adını tekrar andığım için beni bağışlasın ama, tabiri caizse Önder Sav’ların yaptığı muz ortaya Tayyip Erdoğan’lar öyle bir vole vurdu ki, top adeta “çatal diye tabir ettiğimiz” yere gitti!..

Sahte din tüccarlarına ortayı yapan gafillerin eylemleri bilinçli bir ihanet değilse bile, hafifleterek söyleyelim “aptallık”tı.

Ne demiştik: “İslâm’la uğraşanların Türk ülkesinde başarı şansı yoktur!”

Öyle ki; siz dinle, imanla, ibadetle alakası olmayan biri olabilirsiniz; hatta putperest, dinsiz, ateistin teki de olabilirsiniz… Kime ne?! Ancak… Kişisel durumunuzu Müslüman Türk halkının değerlerini rencide edecek tavırlara dönüştüremezsiniz! İlm-i siyasetten azıcık anlıyor iseniz, bunu en azından “taktik” açıdan yapmamak durumundasınız.

Gerçi bakmayın, bu halk sizin samimi olmadığınızı, taktik yaptığınızı da anlar ya!

Müslüman Türk ihanete izin vermez!

Denilebilir ki: “AKP’nin gerçek İslâm’la uzaktan yakından alakasının olmadığını, taktik açıdan Müslümanmış gibi göründüğünü niçin anlamıyor o zaman bu halk?”

Anlayacak!..

Çünkü, Sultan Alparslan’ın dediği gibi “Biz Türkler temiz Müslümanlarız. Bid’at nedir bilmeyiz. Onun için Allah bizi aziz kıldı…”

Çünkü, dinini Ahmet Yesevi atamızdan öğrenmiş olan Türk’ün zihninde “İslâm” denildiğinde adı güzel Muhammed’in güzel ahlakı, hoşgörüsü, ayıbı örtmek, iyiliği teşvik etmek, Allah adını yüceltmek, insanoğluna O’nun mesajını ulaştırmak gayesi uyanır!

Kendisine oy veren halk ile oy vermeyen halkı birbirine karşı kışkırtmaktan utanmayan, milli onurumuzu faşist kürde çiğnetmemiş gibi öz halkına karşı arsızca ağzından alevler saçan, Arap dünyasında sözde İslâm adına yaptığı tüm samimiyetsiz girişimler apaçık ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin birer parçası olan, ülkenin bütün stratejik iktisadi alt yapısını yabancıya peşkeş çekmiş bir başbakanın Türk’e ve İslâm’a ihaneti değil!..

Bizim Müslüman halkımız “dindar”dır, “dinci” değil!..

O’nu istedikleri gibi biçimlendirmeyi başaramayacaklar.

Ve biz halkımızı çok iyi tanırız. Herkes vazgeçse, herkes bırakıp gitse, herkes ihanet etse; yüreği Allah aşkıyla tutuşmuş, son peygamberin yolundan giden halkımız bu kutsal toprağa ihanet etmez! Etmeyecek… Edenlere izin vermeyecek!..

Onun içindir ki; şer odaklarının iğrenç tahrikleri neticesinde son zamanlarda neredeyse her gün Genç Türk standlarına, kendi evlatlarına saldıran AKP seçmenlerine tahammül edeceğiz!.. Etmek zorundayız…

Yunus gibi “Vurana elsiz, sövene dilsiz gerek” diyecek ve bağrımıza taş basacağız gerekirse…

Kızıyoruz, kırılıyoruz, üzülüyoruz ama ne yapalım; onlar bizim halkımız…

Sanki başka bir milletten söz eder gibi “Amaan be bunlar da AKP’li işte…” diyebilir miyiz, vazgeçebilir miyiz onlardan, yok sayabilir miyiz, reddedebilir miyiz?

Onlar biziz, biz onlarız…

Göreceksiniz anlayacaklar, göreceksiniz uyanacaklar!..

Yeter ki “Atatürkçüyüm” diyenler artık silkinsin bir, kendine gelsin bir, sevmeyi öğrensin bir!..

Halkıyla, değerleriyle barışsın bir!..

Birilerinin “örümcek kafalı”, “takunyacı” diye aşağıladığı bu yüce halk, bakın görün nasıl sarılacak Mustafa’sına…

turksolu.org

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER